İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Özgeçmiş

Sene 2008, orta okul bitmiş, yaz tatili, memleketteyiz..

Liseye kayıt olacağım, ama memleketten (Sinop)geç geldik.

Kayıt yaptırmak için okula gittik, müdür geç kaldınız okulda yer yok diyor. Okula almıyor yokuş yapıyor.. notun düşük diyor falan. Notlarım da fena değil 100 üzerinden 81,53 puan.

Arkadaşlarım vardı, notları benden çok aşağıda olup da en iyi bölüme giren 57- 70 puan aralığında, onlar Anadolu Lisesi’ne girmişlerdi ama beni almadı müdür, ben ağladım falan babama kızıyorum, köyden geç geldik senin yüzünden almıyorlar diye. Babam ben aldırırım ağlama sen falan dedi.. Müdürün derdi para koparmak imiş aslında. O zaman 150 lira iyi paraydı. Ağabeyim bulup vermişti bana, müdüre vermiştik, bir şekilde kayıt olmuştuk.

Neyse beni Anadolu Meslek Lisesi’ne almadı müdür tabii, normal düz meslek lisesine yerleştirdi (9/K).

Neyse,” dedim ben. “Olsun, en azından başladık okula, daha sonra geçerim belki” dedim.

Bir ay geçti öyle, derslerim iyiydi, derse katılırdım öğretmenlerim de sevmişti beni.

Aradan bir ay geçti veli toplantısı oldu bir pazar sabahı.

Rahmetli annem ile toplantıya gittik. Toplantı güzel geçti ben hevesliyim hayaller kuruyorum okuyacağım ama ne olacağım bilmiyorum tabii. Muhasebeci falan çıkıyordu sanırım o liseden tam hatırlamıyorum ama.

Okumaya hevesliyim yolda annem ile konuşarak geliyoruz..sonra bizim mahalleye girdik, sokağın başında iken karşıdan gelen bir araba gördüm, beyaz bir şahin olması lazım. İçinde beş tane adam üzerimize geliyor sonra dikkatimi çekti, bir baktım arka koltukta ortada babam oturuyor.

Yanında iki tane adam önde şoför ve şoförün yanında bir adam daha.. Yanımızdan basıp geçtiler. Ben hemen aradım babamı o zaman on beş yaşımdayım işte, “Baba nereye gidiyorsun?” dedim.

“Siz gidin eve oğlum, ben geleceğim!” dedi.

Tamam dedim. Annem ile eve doğru yürüdük, eve geldik.

Evde ablamda bir telaş..

Sorduk:

“Ne oldu? babam nereye gitti?”

”Polisler götürdü! ”

O da ne yapacağını bilmez bir halde sağı solu arıyor…sonra bir kaç saat sonra emniyete gittik babamın peşinden.. Babamı gördüm, ellerinde telefonu vesaire, bütün özel eşyalarını toplamış..

Geldi bana verdi: “Yargıtay kararı bozmuş üç yıl daha yatacakmışım..” dedi..

Gidiş o gidiş.. sonra bir ay daha devam edebildim liseye…maddi durumlar el vermedi. Lise hayatım iki ay sürdü.. öğretmenlerim bırakacağıma inanamadı, ama bıraktım..

İş Hayatı

Babamın mesleği mermer ustalığı. Altı yedi yaşlarımda babam ile inşaata gitmek için can attığımı hatta beni yanında işe götürmediğinde ağladığımı hatırlıyorum.

Bana çalışmak zevkli ve oyun gibi gelirdi. On yaşımı geçtiğimde ise babam beni götürmek için can atardı çünkü artık işe yarıyordum. Sokakta top oynamaktan, oyun oynamaktan hoşlanmazdım.

On beş yaşıma kadar bu şekilde; yaz tatillerinde, hafta sonu tatillerinde, bazen öğlen okuldan çıkar dolmuşla babamın yanına inşaata gider, yardım eder çalışırdım.

Çocuk yaşta usta olmuştum tek başıma inşaatta iş bitirir, ustalık yapardım. Hatta babam cezaevine girdikten sonra yarım kalan işleri bile okuldan sonra gidip ben tamamladım.

Daha sonra liseyi bırakmak zorunda kaldım ve ağabeyim de matbaa da usta olarak çalışıyordu. O dönem nerede iş bulsak, tornacı da mı çalışsa, matbaa da mı diye evde konuşuyorduk. Ben de ağabeyimin yanında çalışmak istedim. Daha önce birkaç kez ziyaretine gitmiştim orası olsun madem dedim.

11 Kasım 2008. Matbaa da iş başı yaptım. Yaşım on beş, çırak olarak girdim.

Altı ay içinde bir makinede usta olmam gerektiğini düşünüp makinede usta oldum.

Çünkü ortada çalışmak çok vasıfsız bir iş gibi geldi. Benim ile yaşıt Muhammet vardı ikimiz de çırak idik. Beraber nerde vasıfsız amele işler varsa biz ikimiz hallediyorduk. Ağır ağır paketleri taşıyorduk, giyotinden çıkan kağıt talaşlarını çuvallara doldurup onları talaş deposuna taşıyor, dükkanı süpürüyor, sevkiyata bakıyor, kağıt paletleri geldiyse onları indiriyor, etrafı düzenliyorduk daha sonra ortada bayanların yanına geçip el işçiliği yapıyorduk. Ben de bu ortalıkta amele gibi çalışmaktan hemen sıkılmıştım. Çünkü hiçbir vasfım yok!

“Gel İbrahim git İbrahim!”, “Şunu getir İbrahim bunu götür İbrahim.”

Bu böyle olmaz dedim.

Sonra ağabeyim de kırma denilen bir makinede ustalık yapıyordu.

Kırma dediğimiz kağıt katlama makinesi. Örneğin 70×100 ebadında bir kağıdı kırma adındaki makine de farklı formasyonlarda şekilden şekile üçe, dörde, seri bir şekilde katlayabilirdim.

Baktım ki ağabeyim tek başına makine de çalışıyor kimse ile muhatap değil sadece işini yapıyor ve dükkanda kimse ona bir şey diyemiyor.

Ama ben öyle miyim?

“Gel İbrahim! Git İbrahim!”

Kendi kendime dedim: “Oğlum İbo, o makineyi öğreneceksin!”

Artık kırma makinesini radarıma almıştım. Her bulduğum boşlukta ağabeyimin yanına gidiyordum. Makine de yardım ediyordum nasıl çalıştığına bakıyordum. Ağabeyim de bana işin püf noktalarını anlatıyordu.

Daha sonra ben bulduğum her boşlukta soluğu makinenin yanında alıyordum. Çay molası oluyordu gidiyordum makineyi kurcalıyordum nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Çünkü çok komplike bir makine idi 150 cm genişliğinde 10 metre uzunluğunda bir makine. İçinde kağıdın gidişatını akıcı bir şekilde sağlayan, karmaşık merdaneleri, çantaları, baltaları, kayışları, pozaları olan onlarca düğmesi olan bir makine.

Ben her çay molasında, yemek molasında makineyi gider incelerdim çalışma ve ayar sistemini anlamaya çalışırdım. Bazen ayar değişeceğini duyduğum zaman çay molasında ayarlamaya çalışırdım.

Bir gün çay molasında yine uğraşırken patronun babası İrfan Amca beni uğraşırken görünce ağabeyime söyledi bırak İbrahim yapsın bakalım ayarı dedi. Ben nasıl sevindim anlatamam. Yaşım 16 yeni olmuş işe başlayalı üç ay falan olmuş.

Başladım ayar yapmaya kağıtları boza boza kısa bir sürede her şeyini öğrendim. Her gün bir yerimi sakatlıyordum makineye kaç kere kolumu kaptırdım elimi kaptırdım kafamı patlattım falan ama pes etmedim usta oldum.

Daha sonra çıraklıktan kurtuldum, çıraklıktan kurtulmam da zor oldu beni ortada bayanların yanına veriyorlardı el işçiliğine. Ben de hiç sevmiyordum. Yani çıraklıktan ustalığa geçiş sürecinde ortaya da gitmeye devam ediyordum hâlen ustalığımı kabul edemeyenler oluyordu. Defterlerin sırtlarına tutkal ile sırt kağıdı yapıştırıyorduk. Ben de oradan kurtulmak için salak ve beceriksiz taklidi yapıyordum. İşi yanlış yapıyordum ki beni oradan kovsunlar! Başarılı da oldum. Masanın başında roman bir abla vardı: “Ay bunu buradan alın be! Hep bozuyor işleri, beceriksiz bu!” diyordu. Tam istediğimi başarmıştım.

Sonra Muhammet’i geçiriyorlardı benim yerime. Muhammet’de düzgün yapıyordu ona diyorlardı Muhammet becerikli akıllı. Muhammet’de kasım kasım kasılıyordu.

Ben de coşturup “aslansın sen Muhammet,” diyordum. “Ben beceriksizim…”

Orada işi iyi yapsam kurtulma şansım yok! Çok iyi biliyordum, tek yol salağa yatmak! -Muhammet orada dört beş yıl çalıştı hiçbir makineyi öğrenmedi- Sonra kendimi hemen kırma makinesinin yanına atıyordum. Bu şekilde kaçarak ortacılıktan ve çıraklıktan kurtuldum ve dükkanda saygın bir pozisyona geldim.

Gece gündüz dükkandan çıkmadan çalışıyordum işler çok yoğundu. O zamanlar Yunanistan ve Bulgaristan’a ajandalar falan yapıyorduk. Bazen haftada bir eve gelirdim sabah dört beşe kadar çalışırdım günde iki saat üç saat paletlerin veya kağıtların üzerinde uyurdum. Arada kitaplar yapardık o kitapların sayfalarını çalışırken okumaya çalışırdım öğlenleri de yemekhane de İrfan Amca’nın gazeteleri okurdum. O zamanlar akıllı telefon henüz yoktu sosyal medya zaten bugünkü halinde değildi.

Bu şekilde 5 Mayıs 2012 yılına kadar üç buçuk yıl gece gündüz on dokuz yaşıma kadar çalıştım. Hiçbir sosyal yaşantım yoktu. Sadece ev iş arası gidip geliyor gece gündüz tek başıma makinede çalışıyordum. Artık konuşmayı unutma derecesine gelmiştim. Cümle kuramıyordum. Doğma büyüme İstanbullu idim ama hiçbir yeri gezmiyordum bilmiyordum sadece çalışıyordum. Eğer işten çıkarsam ne yapabileceğimi bilmiyordum kimseyi tanımıyordum sıfır network! O yüzden babamın cezaevinden çıkmasını bekledim üç buçuk yıl.

Babam 2011 Eylül ayında cezaevinden çıkmıştı. Ben de 2012 Mayıs ayına kadar zar zor matbaada devam ettim. Artık matbaada çalışmaktan çok sıkılmıştım. İşten çıkmaya bahane arıyordum. Babam da cezaevinden çıkmış yeni yeni piyasaya girmiş işlerini oturtmaya başlamıştı. Ben artık akşamları mesaiye kalmak istemiyordum. On dokuz yaşımdaydım ve sosyal yaşantım sıfır sayılacak derecede idi. Çevremi bilmiyordum. Akşamları 20:00’den sonra ben paydos edip işten çıkıyordum patron Serkan Ağabey de bu duruma iyice kurulmaya başlamıştı. Bir gün beni odasına çağırdı bana fırça atıyordu mesaiye kalmıyorum diye. Ben de içimden bir sürü şey söylemek geliyordu ama cümle kuramıyordum her şeyi zihnimde yaşıyordum. Sonra patronun hiç beklemediği bir şeyi yaptım ve ben işi bırakıyorum dedim. Adam dondu kaldı. Masasında oturdu yaslandı geriye. Kırmızı paketli Marlboro sigarasından bir tane aldı yaktı dumanı çekti bekledi bir iki dakika. Hiç beklemediği bir davranıştı benden. Sonra tarzı değişti nasıl bırakıyorsun bırakamazsın falan. Bırakırım dedim. Babanla konuşurum dedi. İstersen başbakanla konuş ben bırakıyorum dedim ve zincirlerimi kırdım orda. Ay başına kadar çalıştım oradan 5 Mayıs 2012 tarihinde ayrıldım. Çıkınca babamı aradım ve dedim artık seninle inşaatta çalışacağım.

Daha sonra babam ile beraber başladık inşaatlarda çalışmaya eski günlerdeki gibi. Her gün neredeyse İstanbul’un farklı bir semtine gidiyorduk farklı inşaatlarda çalışıyorduk değişik yeni insanlar tanıyordum sohbet ediyordum insanlarla. Bu iş matbaadan keyifli gelmişti. Ne güzel hem geziyorum hem de çalışıyorum iyiymiş dedim. Askere gitmeme bir buçuk yıl vardı. O sırada Marmara Adası’nda mermer ocaklarında çalışacak adam lazımmış babamın arkadaşlarına. Beni aradılar gider misin dediler giderim dedim. Neyse, Tuncay Ağabey ile (babamın arkadaşının oğlu) beraber Marmara Adası’na gittik. Orada Tuncay Ağabey ile taş ocağından çıkan büyük kaya parçalarının doğrandığı fabrikada geceleri çalışacaktık. Boyum kadar testereler ile devasa kaya parçalarını doğrayan makinelerde çalıştık. Çok ağır bir işti ve su ve çamur içinde çalışıyorduk.

Koğuş sisteminde fabrikada dağ başında kalıyorduk. Yemekler kötü, kaldığımız koğuşlar kirli, gündüz sıcaktan uyuyamıyoruz. Etrafımız deniz, ha deyince kaçıp İstanbul’a gidemiyorum. Gittiğime pişman olmuştum. Orada iki hafta kadar çalıştım. Sonra babamı arıyorum ben burda çalışmam çok kötü diyorum. Yemekler kötü aç kaldık diyorum falan. Sonra İstanbul’a döndüm. Sonra babamla tekrar gidip bu sefer yeni kurulan bir fabrikanın mermer işlerini yaptık babamla orada bir buçuk ay kaldık. Bu şekilde askere kadar bir buçuk yıl babam ile çalıştık bu sürede babamdan ben hiç para alamıyordum. İyi güzel geziyoruz sosyalleşiyoruz yeni ortamlar görüyoruz ama para yok. Ben de on dokuz yirmi yaşında genç delikanlıyım. Babam para vermiyor. Markete falan gittiğimde kalan bozuklukları biriktirip kendime harçlık yapıyorum öyle bir dönem.

Sonra askere gittim 13 Ağustos 2013 tarihinde. Ben gittiğimde askerlik on beş ay idi. Acemi birliğini Manisa merkez de yaptım. Usta Birliğim Bingöl’e çıktı. Benim çocukluktan beri hayalim ise Komando olmak ve alabileceğim en iyi askeri eğitimlerden geçmek. Askerliği çok seviyordum ve bunun için on altı yaşlarımda spora başlamıştım. Matbaada çalışırken makinenin yanında şınav çekerdim akşam işten eve geldiysem koşuya çıkardım vesaire. Askerde beni Komando yapmadılar. Bingöl merkez de askerliğimin ilk yarısını garaj çavuşu olarak yaptım. Ulaştırma takımının Ast. Subay’ı beni gözüne kestirdi sen bu şoförleri çekip çevirirsin dedi. Altı ay garaj çavuşu olarak askerlik yaptım sonra garaj çavuşluğundan sıkıldım ve Ünimog şoforü olarak askerliğimin kalanını tamamladım. On beş ay olarak gittiğim askerliği on iki ay olarak yaptım. Şansıma askerlik düştü usta birliğine gittiğimde. Askerlik düşünce üzüldüm bile diyebilirim. Neyse, 25 Temmuz 2014’de askerden geldim. Askerlik ziyaretime de kimse gelmedi zaten bir gittim izin kullanmadan askerliğimi bitirdim.

Askerden geldiğimde cebimde 150 TL para vardı askerlikten aldığım on başı maaşı. Bir de BES’de hatırladığım 2.200 TL gibi bir miktar vardı tek yatırımım. Evimiz kira idi.

Askerden geldiğimin ikinci günü babamla inşaata çalışmaya gittim. Amacım da bir hafta çalışıp harçlık çıkartıp biraz gezip kafa dinlemekti. Sonra çalışmaya devam ederiz diyordum. Babam ile başladım inşaatta çalışmaya. Aradan bir hafta geçti, iki hafta, üç, dört derken baktım bir ay oldu para yok. Ve artık inşaatta çalışmanın hiç de keyif vermediğini fark ettim. Acayip sıkılıyordum. Çünkü artık bana bir şey katmıyordu inşaatta çalışmak. Çocukken yeni şeyler öğreniyordum bana oyun gibi geliyordu. Neyse bir gün inşaatta çalışırken babama dedim ben çalışmayacağım inşaatta. İşi bıraktım. Sonra babamdan yedi yüz lira gibi bir para aldım o zaman. Bir hafta iş aradım, ağabeyime dedim bana matbaadan bir iş bulalım.

Sonra Mega Basım adında bir yer kırma ustası arıyormuş. Oraya gittik ağabeyimle. 1.400 TL maaş ile 1 Ekim 2014 tarihinde iş başı yaptım. Orası benim evime dolmuş ve servis ile iki saat uzaklıktaydı. Ve vardiyalı çalışıyorduk. Bir hafta gece bir hafta gündüz. İlk iki ay öyle bir çalıştım ki bulabildiğim her saati mesaiyi değerlendiriyorum çünkü para lazım. İlk ay hiç unutmam 1.020 TL mesai ücreti almıştım. Asgari ücret o zaman 845 lira falandı sanırım. O zaman böyle para kazanırsak süper dedim. Hemen iki ay sonra araba aldım. Kredi çektik, ablamdan borç altın aldım falan. 15.000 TL’ye ilk arabamı aldım. Aylık 900 lira araba kredisi ödüyordum. geri kalan 500 lira ile de yol parası telefon faturası ve yeme içmeye gidiyordu. Kıt kanaat geçiniyordum yani. Mesailere güvenmiştim her bulduğum mesaiye kalmaya çalışıyordum. O sırada 2014 Aralık ayı gibi kur krizi patladı dolar 3 TL seviyelerini geçti matbaada işler yavaşladı mesailer kesildi artık sadece maaşa talim ediyorduk.

Araba da yine babamın yönlendirmesiyle aldığım bir araba idi bana bir sürü masraf çıkartıyordu. Aslında araba almamın en büyük sebebi de annem o dönem hastaydı her hafta hastaneye gitmesi gerekiyordu arabayı o yüzden acele edip almıştım. Neyse, Mega Basım’da yedi ay çalıştım tam. 2015 Mart ayının sonunda Dergah Ofset diye bir yer ile görüştüm. Evime yürüyerek yirmi dakika mesafedeydi. Gün de bana üç buçuk saat kazandırıyordu. 2 Nisan 2015 tarihinde Dergah Ofset’e 1.600 TL maaş ile iş başı yaptım. 12 Nisan da mahallemizde bir spor salonu buldum ve 22 yaşıma kadar kendi çapımda yaptığım amatör olarak bilinçsizce yaptığım spor hayatımı ilerletmek istedim. Amacım dünya çapında iyi bir sporcu olmaktı. Kick Boks ve Muay Thai sporlarını merak ediyordum. Salona girdim ilk olarak bir süre fitness ve body building ile uğraşayım sonra dövüş sporlarına geçeriz dedim.

Yaklaşık on ay fitness ile uğraştım, obsesif derecede takıntılıydım. Her bir detayını araştırıyordum. Bilimsel olarak işi kavradım, on ayda çok iyi bir fiziğe kavuşmuştum. Kendi bilgim, araştırmalarım ve emeklerim doğrultusunda ve günde on iki saat çalışıyorum matbaada gece 22:00’da işten çıkıyorum, koştura koştura spor salonuna gidiyorum antrenman yapıyorum. Hiçbir destekleme yok. Ne aileden, ne arkadaşlardan, ne iş yerinden…aksine, herkes spora gitmemem için engel oluyor, usta başı mesaiye bırakıyor, arkadaşlar spor salonundan alıp gezmeye götürmeye çalışıyor, aile boş işler falan diyor..

Neyse, ben o sırada 5 Mart 2016’da hoca ile konuşup özel Kick Boks dersi almak istediğimi söyleyip antrenmanlara başlıyorum hatta özel ders alacak param yok. Kredi kartından nakit avans para çekiyorum o zaman taksit ile. Özel ders ve ekipman parasını ödüyorum ilk eğitimin şart olduğunu orada anlıyorum zaten.

O şekilde deli gibi antrenmanlar yapıyorum. 2016 Kasım başında matbaadan istifa ediyorum. Kendi şahıs şirketimi kuruyorum kredi çekip bir de üzerine kamyonet alıyorum işi değişirmemin sebebi rahat spor yapabilmek maçlara rahat gidebilmek. Üç yıl boyunca kamyon işletiyorum. Bu sırada bir çok şampiyonluk ve Türkiye dereceleri yapıyorum, spor salonunda yardımcı antrenörlük, fitness ve dövüş sporları üzerine dersler veriyorum bu şekilde paralar kazanıyorum, ek iş olarak hafta sonu tatilinde ticari taksicilik yapıyorum borçlarım çok olduğu için.

Daha sonra hesap kitap yapıyorum ve kamyon işinin kârlı bir iş olmadığını anlıyorum 30 Ekim 2019’da kamyoneti satıyorum. Kredi çekip ev alıyorum. İki ay beni bir hocam oyalıyor onun yüzünden boş geziyorum 29 kasım 2019’da tekrar eski sektörüm matbaaya dönüş yapıyorum. Bu sırada ek iş olarak motokuryelik yaptığım dönemler oluyor, motosikletimi alıyorum falan bunların detayları diğer yazılarımda mevcut, burada özet geçiyorum. Sonra borsa ile tanışıyorum, Twitter’da yazmaya başlıyorum 5 Eylül 2021 itibari ile. O gün bugündür buradayım. Hedefim finansal özgürlüğümü kazanmak, sevdiğim hobilerime daha çok vakit ayırıp, sevdiğim işleri yapabilmek, bunun için kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

15 Ocak 1993 doğumluyum bu yazıyı yazdığım tarih 3 Şubat 2022 yaşım 29.

Siteyi kurduğumuz tarih 2 Şubat 2022.

Genel olarak hayatımın özeti bu. Anlatılacak çok hikayem var keyifli okumalar.

Saygılar

error: İçerik korunmaktadır !!